İmtihan içinde olan insanın, gerçek huzur ve saadeti; ruhlara eza veren pürüzleri bertaraf etmesi ile olabilir._
*Bunun icinde,ulvî duygularla; îman şerefine mütenasip; güzel bir hayat yaşamalıdır.*
_Nefsanî sıfatlardan; arınması şarttır._
_İnsanda,baş olma sevdası, makam ve şöhret ihtirası; ilk siralarda gelmektedir._
*Manevî bakımdan terakkî kaydetmek, nefsanî arzuların tasfiyesi ile; gerçekleşir.*
_İnsanı,en son ve en zor olarak terk eden nefsanî arzu; makam sevgisi ve baş olma sevdasıdır._
_Bu çirkin hal; ucub, kibir, tamah ve hırs gibi pek çok kötü sıfata kaynaklık eden en köklü nefsanî temayüldür._ _Onun, gönülden sökülüp atılması; pek güçtür._
_Manevî terbiyede,onun tasfiyesi; en sona kalır._
. *Makam hırsıyla gözü dönen bir kimse, yırtıcı bir hayvandan daha tehlikelidir.*
*_Efendimiz (sav):_*
' *Mala ve mevkie düşkün bir adamın dînine verdiği zarar, bir koyun sürüsünün içine salıverilmiş iki aç kurdun o sürüye verdiği zarardan daha büyüktür.* ' buyurmuştur.
(Tirmizî, Zühd, 43
_Hak dostları, dünya servet ve makamlarına duyulan ihtirası; bütün kötü huyların kaynağı kabul ederler._
*Ebû Bekir Verrak Hazretleri:*
' _İhlas sahibi olmak istiyorsan, önce baş olma sevdasını; kalbinden çıkar._
_Sonra da, kendini; kimseden üstün görme!_ ' buyurmuştur.
_Baş olmak, büyük bir mes'ûliyeti mûciptir. İstîdat, kabiliyet, liyakat ve kuvvet, kendisinde; bulunmayan ve üstleneceği vazîfeyi; hakkıyla îfaya güç yetiremeyecek olanların, baş olmayı talep etmeleri; son derece mahzurludur._
*Hz.Mevlana(k.s):*
' *Aslında, layık olmadığı yüksek bir mevkie çıkarak; maddî yönden mertebesi yücelen kişi, halkın omzuna yüklenmiş; bir cenazeye benzer.*
*_Böyle kişiler, gerçekte; yüksek bir mevkîde değil, bilakis; herkesin bir an önce, üzerinden atmak istediği; bir cenaze halindedirler.'* buyurmuştur.
*Ebû Zer (radıyallahu anh*), Efendimiz'e:
' _Ya Rasûlallah(sav)!_
_Beni vali tayin eder misin?_ ' demiş,
*Efendimiz (sav):*
' *_Ey Ebû Zer!_*
*Sen zayıf bir adamsın. İstediğin vazîfe is; büyük bir emanettir* .
*_Bu emaneti, ehil olarak alan ve üzerine düşeni yapanlar; müstesna, aslında bu vazîfe; kıyamet gününde bir rezillik ve pişmanlıktır'_* buyurmuştur. .
(Müslim, İmare, 16)
*Efendimiz (sav):*
' *Şu gök kubbenin altında ve yeryüzünün üstünde, Ebû Zer'den daha doğru sözlü; kimse yoktur* .' buyurmuştur
(Tirmizî, Menakıb, 35)
_Buna rağmen ve onun ahlakını, karakterini, zühde meylini, dünyaya hiç değer vermeyişini iyi bildiği halde, onu idareciliğe tayin etmemiştir._
*Zîra 'ahlakî fazîlet' ile 'idarecilik dirayeti' farklı şeylerdir.*
_Nice fazîletli kimseler vardır ki, idarecilik kabiliyetleri; yoktur._
*Pek çok insan güzel konuşabilir, şahsî hususlarda dikkatli ve muvaffak olabilir.*
_İdarecilik, layıkıyla îfa edilmesi; gayet zor bir emanettir._
*Hz.Ebû Bekir (radıyallahu anh),* _hilafet makamına geçip; halk kendisine bey'at ettikleri vakit, minbere çıkarak:_
' *Ben, hiçbir zaman hilafet istemedim, ona rağbet etmedim* .
*_Gizli ve aşikar hiçbir şekilde bunu Allah'tan(c.c) dilemedim._*
*Çünkü hilafette benim rahatım yoktur.*' _demiştir._
_Bir işi hakkıyla îfa edebilecek dirayete sahip olanların da, mes'ûliyetten kaçarak bir kenara çekilmeye ve işleri yüzüstü bırakmaya hakları yoktur._
*Bir vazîfe; kendisine teklif edilen kimse, liyakatinden; eminse ve etrafta kendisinden daha ehil biri de yoksa; teklifi kabulden ictinab edemez.*
_Şayet, ictinab ederse; vebalinden kurtulamaz._
*Halkın emanetini üstlenmek, yerine göre; bir zarûret haline gelebilir.*
_Mü'mine yakışan da budur._
*Mü'min, örnek yaşayışıyla, güzel ahlakıyla, ilm-i siyasetiyle, basîret, firaset, dirayet ve kabiliyetiyle, riyasetin talibi değil, matlûbu olabilmelidir.*
_Bir makama talip olmadığı halde o makama getirilen ve samîmiyetle gayret gösteren kimselere Allahu Teala(c.c) yardım eder._
*Bizlere düşen görev, emanetin tevdî edileceği liyakatli kimseleri en güzel bir şekilde yetiştirmek ve onları uygun mevkîlere tayin etmektir.*
_İdarî bir vazîfe üstlenenler, idareleri altındaki insanların hazzını, kendi hazzına tercih etmesini bilmelidirler._
*Israrla her şeyi yalnız ben yapayım düşüncesinde olanlar, çabuk yorulurlar, sadırları daralır, görüşleri değişir.*
*Bir zaman gelir ki, herkesi küçük görmeye başlar, kibre kapılırlar.*
_Gerçek ve olgun idareciler, şahsî varlıklarından sıyrılarak; kendilerini toplumun huzur ve saadetine adamışlardır._
*Efendimiz'in(sav)* vefatından önce son olarak fem-i muhsinlerinden sadır olan:
' *Namaza ve emriniz altındakilerin; hukûkuna riayet edin!* ' _nebevî talimatına; son derece ehemmiyet vermelidir_ .
*_İdarî mevkîlerde bulunanlar, nefislerini daima hesaba çekip:_*
' *Acaba, idarî mes'ûliyetin; ağır şartlarının idraki içinde miyim,* *_yoksa; hubb-i riyasete kapılıp; rûhumu; zehirlemekte miyim?!_* ' _diye kendilerine sormalıdırlar._
*Yüce Rabbîmiz(c.c)!*
_En alt kademeden, en üst kademeye kadar; vazîfe üstlenen bütün mü'minleri,_
*nefsin, servet, şehvet, şöhret ve makam sevgisi gibi; şerlerinden muhafaza buyursun*
_Cümlemizi; elinden, dilinden ve gönlünden, Ümmet-i Muhammed'in istifade ettiği; kullarından eylesin..