Radyo Mega Play Radyo Mega Pause
havadurumu 23° Adapazarı
Sabah
06:24
Öğle
12:52
İkindi
15:17
Akşam
17:39
Yatsı
19:04

STB Başkanı Adem Sarı: Küçük para olmadan büyük para olmaz

Yahya Bakır’a konuşan Sakarya Ticaret Borsası Başkanı Adem Sarı “Yere düşürdüğümüz, almaya tenezzül etmediğimiz beş kuruşlar olmadan hayalinizdeki büyük meblağlara ulaşamazsınız.” dedi.

Haberler/GÜNCEL
20.11.2020
Haberi Yazdır
STB Başkanı Adem Sarı: Küçük para olmadan büyük para olmaz

Yahya Bakır: Adem Sarı'yı tanımak isteriz.

Adem Sarı: Akyazı’da doğdum, çocukluğum orada geçti. İlkokulu ve liseyi Akyazı’da okudum. 20 yaşına kadar orada yaşadım. Adem Sarı dünya insanı olmaya çalışan biridir. Edebiyat, şiir, felsefe, okurum. Kitapsever bir insanım.

Y.B- Size kitap okumayı, edebiyatı sevdiren kimdi?

A.S- En büyük abim öğretmendir.  İlkokula giderken eve kitaplar getirirdi. O kitapları okumakla başladım, daha sonra kendi yönümü çizdim. 1980’li yılların başında Nokta Dergisi, Hayat Dergisi vardı, bu dergileri takip ederdim. Cumhuriyet dönemi şairlerinin şiirlerini, o dönemin yazarlarını okumayı çok seviyorum. Okudukça farklı alanlara, dünya klasiklerine yönelmeye başladım.

Y.B- Ticarete atılmanız nasıl gerçekleşti?

A.S- Beş kardeşiz. Ben çocukların en küçüğüyüm. Ticaret bize babadan kaldı. Bakkal, pazarcılık gibi birçok alanda çalıştık. İlerleyen yıllarda tüm kardeşler bir kamyonet alıp pazarlara gidiyorduk, ardından fındık işine girdik. Ticaretin büyüğü küçüğü yoktur. Küçük para olmadan büyük para olmaz. Yere düşürdüğümüz, almaya tenezzül etmediğimiz beş kuruşlar olmadan hayalinizdeki büyük meblağlara ulaşamazsınız. Bakkalda sakız sattık, sakızın ne kadarlık bir getirisi olabilir ki demedik. Pazarcılık yaptığımız yıllarda önlüğümüz vardı, bozuk paraları bir yere, büyük paraları bir yere koyuyor, pazar pazar geziyorduk. Benim şu an işim bozulsa küçük bir araba temin ederim. Balık ekmek satarım, pazarcılık yaparım, bunları yaparken de gocunmam.

Y.B-Ticaret ve sosyal hayatınızdaki bu özgüveni size ne veriyor?

A.S- Bana bu özgüveni babamın ve kardeşlerimin çalışma azmi veriyor. İnsan para kazanmaya başladıktan sonra kendini entelektüel olarak da geliştirmeli eğer geliştiremezse sadece zengin olur. Örnek verirsek Koç ailesi kendini kültürde ve sanatta geliştirmiş, bu köklü yapı tüm aile bireylerine yansımıştır. Çok fazla okuyup, irdeleyip, araştırıp birde bunu ticaretin içinde yaptığımızda hayatı çok farklı bir boyuttan yakalamış oluruz. İnsan kendini geliştirecek, dünyayı görecek okuyacak. Bu şekilde ilerlediğinde analitik düşünceye sahip olur, çok yönlü düşünebilir, farklı yorumlar ortaya atabilir. Özgüvenim bu anlattıklarımı yapabiliyor olmamdan ve ticareti kiminle yapıyorsam karşımdaki kişiye güven vermemden geliyor.

Y.B-Pazarcılık ticari hayatınızda nasıl bir katkı sağladı?

A.S- Bir insanın sokaktan gelmesi gerektiğini savunuyorum. Çocuk sokakta dayak yiyecek, dayak atacak, yalnız başına köşeyi döndüğünde köpeği görecek, hayatın tüm gerçekleri ile karşılaşacak. Bir kişinin sokakta kavga etmesi, “Bende varım! Bende bir bireyim!” deme şeklidir. Pazarcılıkta yer kavgaları oluyordu. “Sen erken geldin! Ben erken geldim!” tartışmaları yapıyorduk. Kısacası bir insan sokağı ve gerçek hayatı görecek, sokak öğretir. Birçok zengin aile çocuklarına yurtdışında iyi eğitimler aldırdıktan sonra çocuklarını işin başına geçirmezler bazen fotokopi çekmekten dahi başlatabilir böylelikle çocuk, ilerde işin başına geçtiğinde çekirdekten yetişmiş hale gelir.

Y.B- Sarılar Fındık olarak Sakarya bölgesinde önemli bir yerdesiniz, bu başarıyı nasıl elde ettiniz?

A.S- Biz bir aile şirketiyiz. Bu başarıyı Adem Sarı olarak elde etmedim, edemezdim de. Ailemin ve büyüklerimin çok destekleri oldu. Koordineli bir şekilde çalıştık, birbirilerimizin eksiklerini tamamladık. Hendek’te bir akaryakıt istasyonu açtık. Küçük rakamlarla başladık, kendi istasyonumda pompacılık yaptım. Akaryakıt istasyonu açtıktan sonra pazarcılık işini bıraktık. Un, kepek, yem, kapı, çerçeve işleri yapıyorduk. 1994 yılında Sarılar Firması alı altında şirketleştik. 1998 yılında fındık kırma fabrikası kurduk. Bir yıl sonra depremle birlikte şirketimiz ağır hasarlar aldı ancak biz yine de yılmadık, bir yerlere gelmek kolay olmuyor. Zarar da etsek sözümüzden caymadık, ticaret yaptığımız kişileri koruyup kolladık. Beslendiğimiz hiçbir ağacı kesmedik. Beslendiğiniz ağaca zarar verirseniz ondan sadece bir kez faydalanabilirsiniz daha sonra ondan verim alamazsınız.  Müşterilerimizle birlikte kendimize bir portföy oluşturduk. Şartlar ne olursa olsun birlikte olacağımızı ve birbirimizi mağdur etmeyeceğimizin sözünü verdik. Kimi zaman yabancı firmalarla da iş yaptık. 2002'den 2012 yılına kadar İtalyan bir firmayla çalıştık. Yabancı firmalarla dahi karşılıklı oluşturduğumuz güven ilişkileri, ticaret ahlakı vardı.

Y.B- Günümüzde ticari şirketlere bakıldığında şirketin başında belirli bir isim oluyor ve o kişi emekli olduğunda ya da çekildiğinde şirket kısa bir sürede çöküyor, bunun sebebi nedir?

A.S- Bu olayın psikolojik olduğunu düşünüyorum. Sıfırdan küçük yaşlarda ticarete başlayan insanlar belirli bir yaşa geldikten sonra mental anlamda kendilerini çok yorgun hissediyorlar, gözleri para görmüyor. İnsanlar işlerine dişinden tırnağından artırarak kuruyor, gece gündüz çalışıyor, borcu oluyor, harcı oluyor tüm bu aşamalardan geçtikten sonra çocuğu büyüyor. Çocuk dönemin şartlarında yetişmiş, gelişen teknoloji ve ticarete hâkim ancak babası ona ön vermiyor, geleneksel ticareti götürmeye çalışıyor. Hal böyle olunca da şirkette bir istikrarsızlık oluşuyor. Kendi şirketimiz üzerinden örnek vereyim şirket olarak kendimize yönümüzü çizebileceğimiz gayri resmi bir anayasa oluşturmaya çalışıyoruz. Yeni yetişen üniversite mezunu aile fertlerimizin uyum içerisinde birlikte hareket etmelerini sağlayabilecek bir düzen oluşturmak istiyoruz. Birlik ve beraberliğin gücüne inanıyorum. Şirketimizin logosunu oluştururken beni en çok cezbeden şirketimizin ileride daha çok büyüyebileceğini dünya çapında işler yapabileceğimizi hayal etmek oldu. Logomuzu beş kardeşi temsil eden beş parmağın ucunda dönen bir dünya olarak oluşturduk. Zaman zaman gazetelerde yazılar yazıyorum, şiirler okurum, kendi şiirlerim var yazarım. Bu benim sosyal hayatta ben de varım, deme şeklim ticari hayatta bunu para kazanarak gösterirken sosyal hayatımda da beni ben yapan, keyif aldığım, zaman ayırdığım işler üzerinden ortaya koyuyorum.

Y.B-Edebiyatı şiiri sevdiğinizi biliyoruz. Cumhuriyet şairlerine karşı özel bir hassasiyetiniz var, hangi Cumhuriyet Dönemi şairlerini okuyorsunuz?

Cumhuriyet dönemi şairlerin hepsini seviyorum okuyorum. Cahit Külebi, Cahit Sıtkı Tarancı, Nazım Hikmet, Necati Cumalı ikinci dönem Cumhuriyet şairleri Ataol Behramoğlu, Melih Cevdet Anday gibi çoğu şairi okuyorum. Zaman zaman bu şairlerin şiirlerini okurum, kayıtlar altına alırım.

Y.B- Kendi yazdığınız şiirlerden bir tanesini buradan da okur musunuz?

A.S- Tabi ki okuyayım.

ARAYIŞ

Yorgun denizlerde aradım seni

Kristof Kolomb’un gemisiyle dolaştım.

İklim, iklim

Batık bir geminin kalıntılarında umutlandım.

1920’nin Anadolu’sunda,

Mermi taşıyan kadınlara baktım birer birer.

Elsa’nın gözlerinde,

Akşamın küf rengi bir vaktinde sarmak istedim seni.

Taksimde yürüyen fabrika kızlarına sordum.

Çanakkaleli Anzakların sevda mektuplarıyla,

Okyanusları aştım.

Sonra

Tüm zamanların sevgilileriyle,

Sohbet ettim her sabah.

Bir balıkçı kahvesinin,

Güneşin masadaki iz düşümünde senden konuştuk hep.

Seni anlattım onlara,

Yürüyüşünden bakışlarına

Oradan

Yürüyerek kaybolduk, kol kola.

Kaybolan zamanda.

Bu şiir 25 yıl önce gençlik dönemlerimde yazdığım şu an hali hazırla 20 yıllık bir delikanlı.

Y.B-Bir dönem futbol oynadınız, futbolu da yakından takip ediyor musunuz?

A.S- Gençliğimde Kaymakamlığın hazırladığı köy turnuvaları oluyordu. Bir dönem Akyazıgücü’nde oynadım. Çocukluk ve gençlik döneminde futbolu çok seviyordum. Yaşadığımız köyde küçük bir düzlük gördüğümüzde, burada ne güzel futbol oynanır diyorduk, imkanlarımız kısıtlıydı. Ayağımızda lastiklerle, plastik topla futbol oynuyorduk. 2000'li yıllardan sonra futboldan soğudum pek fazla takip etmiyorum. Futbol spor olmaktan çıktı ve bir endüstri haline geldi. Spor dışında her yere evrildi.

Y.B- Adem Sarı'nın bir günün nasıl geçer, neler yapar?

A.S- Birçok işletmemiz var. Kendi aramızda bir görevlendirme yaptık. Ben çoğunlukla fındık fabrikasındayım. 1998'den 2017 yılına kadar bir fiil sabah erkenden gece yarılarına kadar çalıştım. Daha sonra yeğenler büyüdü, yine işin takibindeyim ancak eskisi kadar sıkı çalışmıyorum. Yoğun dönemlerde işten kesinlikle kaçmam, üzerime ne düşüyorsa yerine getiririm. Fındık adrenalini yüksek bir ürün, dengesi yok. İşimizi iyi yaptığımızı düşünüyorum. Fındık sektöründe Sarılar Fındık olarak bir yerimiz var. Çalıştığımız, tedarikçiliğini yaptığımız firmalar içinde güven temelli bir yere sahibiz. 35 yıldır fındık sektörünün içerisindeyim hiçbir sorun daha önceki yıllarda karşılaştığımız sorunlara benzemez. Her yeni sorun kendine has bir özelliği ile karşımıza çıkar.

Y.B- Fındığın dünya üzerinde çok stratejik bir ürün olduğu konuşuluyor. Siz bu anlamda ne düşünüyorsunuz?

A.S- Fındık, Türkiye açısından çok stratejik bir ürün. Tarım ürünleri içerisinde en fazla ihracat yüzdesine sahip. Özellikle Doğu Karadeniz bölgesinin tamamına yakınında vatandaşın ana geçim kaynağıdır. Batı Karadeniz'de de fındık mevcut ancak Batı Karadeniz, Doğu Karadeniz'e göre daha avantajlı Batı Karadeniz'de turizm, sanayi gibi diğer sektörlerde mevcut. Özellikle son iki yıldır fındığın üretici için çok büyük kâr marjı olduğunu görüyoruz. 20 TL'nin üzerinde gelir elde edebileceğimiz başka bir hammadde ürünü yok. Alıcısı daima hazır. Fındığı %75 oranında Avrupa'ya ihraç ediyoruz.

Y.B- Köyden kentlere göçün arttığını görüyoruz. Herkes fabrikalarda çalışmak istiyor, üretim yapmak isteyen vatandaşımızın sayısı az, gençler mezun olduktan sonra devlet kadrolarına girmek istiyor, kimse risk almak istemiyor. Pandemi sürecinde en stratejik ürünlerin tarım ürünleri olduğunu gördük. Bu göçleri ve tarımdan uzaklaşan insanları nasıl değerlendirirsiniz?

A.S- 1999 yılından beri borsadayım bu dönem başkanlık nasip oldu. Başkan olduktan sonra yönetim kurulumuzla birlikte birçok projeyi değerlendirmeye başladık. Uygulamalı tarım, verimli eğitim, nitelikli insan yetiştirme gibi projelere ağırlık veriyoruz. Bu projelerle ilgili olarak Hollanda’ya bir ziyaret gerçekleştirdik orada 150 yıllık bir kooperatif bizi ağırladı. Birçok süt hayvanı çiftliğini gezdik. Bu tarz kooperatifleri ülkemizde de faal bir duruma getirmeliyiz. Cumhuriyet döneminden sonra sanayileşme sürecine girdik. Bu dönemde sanayileşme adı altında köyleri ihmal ettik ve kentlere göç ettik. Bir anda köyden kentlere doğru hızlıca göç ettiğimiz için çarpık kentleşmelerde meydana geldi bunun hasarları bize deprem olarak geri döndü. İnsanlarımız bu hızlı göçlere ayak uyduramadılar ne şehirlinin köylü olabildiler. Bunun dışında bir de köylerde yaşayan küçük aileler var. Mirasın bölünmesiyle birlikte mevcut yerler azaldı, yerden alınan verim ailenin isteklerini karşılayamaz oldu. Bu da göçün bir diğer sebepleri arasında gösterilebilir. Bir diğer sıkıntı da devletin verdiği desteklemelerde… Desteklemeler verilirken ürün ve kalite bazlı olmalıdır. Birim alanda üretilen ürüne göre desteklemeler yapılmalıdır. Projelerimiz arasında kentten köye projesi var. Pandemiden önce bakanla yazılı bir dilekçe sundum. Pandemi ile birlikte köy hayatı önem kazanacak, kırsal kesimde hareketlenmeler başlayacak. Bu anlamda projeler üretmeliyiz, vatandaşlara köy yaşamını özendirecek faaliyetler sunmalıyız. Köyleri yaşanılabilir hale getirmeliyiz. İnsanların şehirde ulaştıkları imkanları köylere taşımalıyız.

Y.B- Uluslararası ticaret nasıl yapılır? Ürünlerimiz neler olmalıdır, uluslararası ticareti öneriyor musunuz?

A.S- Kesinlikle öneriyorum. Dünyayı açılmadan ihracat yapmadan büyüyemeyiz. Belirli bir seviyeye geldikten sonra dış ticarete yönelmek gerekir ancak ben büyümek istemiyorum, yerimde sayacağım diyen varsa dış ticarete girmesin. İddiası olan yeni ürünler üretmeli, ürünlere katma değer sağlamalı, dış piyasaya açılmalıdır. Elektronik ticaret çok önemli. İnsanlar oturdukları yerden dünyanın bir ucundaki ürünlere bakabiliyor, onları satın alabiliyor. Yine de elektronik ticaret bana biraz soğuk geldi. İnsan müşteriyi; müşteri üreticiyi tanımalı iletişimde bulunmalı. Diğer bir hususta uluslararası alanda başarı elde etmek için siyasi ve ekonomik istikrar lazım. Ülkede ihtidalar değişse bile dış politikanın değişmemesi gerek.

Y.B- Yurtdışına seyahatler gerçekleştirmeyi seviyorsunuz. Yurtdışı seyahatlerinizde unutamadığınız bir anınız var mı?

A.S- Yurtdışında yaşadığım birçok anım var ancak ilk aklıma gelen İtalya'ya gittiğimde Roma'da aşıklar çeşmesinde yaşadığım bir olay. Roma’da aşıklar çeşmesini grup halinde geziyorduk, yemek yemek için güzel yerler aradık, kafamıza göre bir yer bulamadık. Aşıklar Çeşmesi'ne geri dönmeye karar verdik, yemeğimizi orada yemeyi düşündük ancak bir türlü dönüş yolunu bulamadık sonra aklıma Aşıklar Çeşmesi’nde çektiğim fotoğraf geldi. Yanımızda İngilizce bilen kimse de yok. Yol tarifi sormak için insanların yanına gittim ve telefonumu çıkarıp Aşıklar Çeşmesi'nde çektiğim fotoğrafı gösterip çat pat İngilizcemle nerede olduğunu sormaya çalıştım. Bu anımı hiç unutmuyorum. Fotoğraf çekmeseydim, İtalya'da kaybolacaktık.

Y.B- Tarımsal Uygulama Merkezi ve Tarım Lisesi Projesi’ni düşünüyor musunuz? Şu anda ne aşamada anlatır mısınız?

A.S- Sakarya Ticaret Borsası Başkanı olduktan sonra bu proje için uygun bir yer aramaya başladım. Tarım il Müdürlüğü'nün desteğiyle 280 dönümlük bir yer bulduk. 6 ay gibi kısa bir sürede burayı aldık. Bu projedeki asıl amacım Sakarya Nehri2nin kenarında 1500-2000 dönüme yakın  arazileri birleştirmekti.  Burada bir tarım havzası oluşturacak, nehir yanı başında senede 2-3 kez tarım yapabileceğimiz dünyanın en verimli topraklarını faaliyete geçirebilecektik. Esasında Tarım Liseleri mevcut fakat bu liseler şehrin göbeğinde. Biz bu liseleri amaca uygun yerlere taşımalıyız. Çocuklar bu lisede yabancı dilde öğrenecek, kendi yeteneklerine göre yönlendirilecek, nitelikli eleman olarak yetiştirilecekler. Tarlada kuşu, böceği, çiçeği, kurdu ağacın kökünü, dalını, meyveyi, sebzeyi öğrenecekler. Bu tarlalarda ürettiğimiz ürünleri katma değer sunacak şekilde yetiştireceğiz bir meyveyle bilinenin haricinde neler yapılabilir bunun takibinde olacağız. Çocuklar üniversite çağına kadar tarım uzmanı olarak yetişecekler.  Diğer bir amacımız da Sakarya'da kullanılmayan tarım arazilerini yeniden canlandırmak ve üretime açmak.

Y.B- Başkanım en son hangi kitabı okudunuz, şu an elinizde okuduğunuz bir kitap var mı?

A.S- En son Japon yazar Masanobu Fukuoka'nın ilaçsız tarımın anlattığı "Ekin Sapı Devrimi" kitabını okudum. Bir önceki kitabımda Eduardo Galeano'nun "Latin Amerika'nın Kesik Damarları" kitabıydı. Bu kitapta da altın ve gümüş madenler uğruna insanları kademe kademe nasıl yok ettikleri anlatılıyor.

Y.B- Başkanım, yoğun geçen ticari hayatınızda ailenize vakit ayırabiliyor musunuz?

A.S- Boş zamanlarımda çocuklarımla birlikte futbola gidiyoruz. Çocuklarımın ilgi alanına göre onlarla birlikte aktiviteler yapıyorum. Hepsine zaman ayırmaya çalışıyorum.  Ailemle birlikte akşamları 1971 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Pablo Neruda'nın kitabından bölümler okuyoruz. İlgimizi çeken bir bölüm var, Şili ormanlarını anlatıyor. Babası tren yollarında çalışan bir şef, oradaki karakter analizlerini yapıyor. Yine aynı şekilde radyo tiyatro akşamları yapıyoruz. Hem kendi şairlerimizin hem Rus klasiklerinin, Balzac, Victor Hugo gibi yazarların kitaplarını seslendirerek anlatıyorlar. Ailecek bu aktiviteleri yapmaktan keyif alıyoruz.

Y.B- Başkanım teşekkür ediyoruz, kolaylıklar diliyoruz.

A.S- Ben teşekkür ediyorum.

https://www.youtube.com/channel/UCSufWlcrnTnTZHYqFTUvTLw
Yorumlar 0
Bu habere ilk yorumu siz yapın