Salgın Döneminde içinde bulunulan psikolojik durumu nasıl tanımlarsınız?

-İnsanlık olarak çok alışılmadık bir durumun içerisindeyiz. Evlere kapatıldık. Pandeminin ilk dönemlerinde insanlar bunun bir süreç olduğunu kabullenen ve üretken bir yapıya sahipti. Sürecin Beklenenden daha uzun sürmesi ise bireylerin anksiyetelerini (sürekli devam eden bir endişe hali ve günlük hayatta rastlanılan durumlara karşı korku) ya da panik atak ve depresyon dediğimiz patolojik etkenleri biraz bastırabildiler. İnsanlar kendilerini 2-3 ay gibi bir süreye hazırlamışlardı. Yaz döneminde hafifleyen vakalarla bireyler biraz daha normal günlük yaşama dönmüş gibiydi fakat tekrar bu dönemde yasaklarla karşılaşınca daha önce panik atak geçirmiş ve bunu tedavi etmiş bir insan kendisiyle daha fazla baş başa kalınca atakları nüksetti. Ya da hiç anksiyete bozukluğu yaşamamış bir birey evde kalarak kendi problemlerine çok fazla odaklandığı için birtakım psikolojik sorunlarla karşılaşabiliyorlar.

Kişilerden duyulan en büyük şikayetlerden biri şu şekildeydi: 'Aynı güne uyanıyoruz, sporumu yaptım, bir yerleri boyadım, resim çizdim ama bu bir süre sonra bitiyor ve bu sefer kendimle ilgili düşüncelere odaklanıyorum.'

Zihnimizin insana yapmayacağı şey yoktur. Fazla düşünmek insanı yatağa kadar sokabilir. O yüzden bu dönemde anksiyete veya depresyon tetiklemeleri arttı. Ama daha çok anksiyete diyebilirim.

Kısıtlama sürecinde ruh sağlığımızı korumak adına neler önerilebilir?

-Kendimizle daha fazla baş başa kaldığımız bu dönemde benliğimizi tanıma odaklı gidersek daha olumlu sonuçlar alırız. Bu dönemi fırsat olarak kullanan da çok fazla insan var, tamamen bunun 'karantina - eve hapsolma' ruh haline bürünüp bunalıma giren insanlar da var.

Şöyle düşünülmesini öneriyorum: 'Bu bir süreç ve bitecek, evde kaldığım sürede kendime bir şeyler katabilirim veya kendimi tanıyabilirim.'

Kendimizi tanımaktan kasıt mesela yeni hobiler edinmek olabilir.

Salgın öncesinde hobi edinmek dendiğinde insanların aklına hep para harcama ile alakalı aktiviteler geliyordu. Salgınla birlikte insanlar para harcamadan da hobi edinebileceğini öğrenmiş oldu. Yazmak, resim çizmek, okumak, film veya dizi izlemek gibi.

Kısacası salgın öncesi ne yapıyorsak onu koşullara göre güncelleyerek ev içerisine harmanlamak gerekiyor. 'Nasıl eğlenebilirim? Ya da kendimi nasıl rahatlatabilirim? ' bunları çözdüğünüz zaman kendinizi tanımanızın yanında ruh sağlığınızı da güçlendirmiş oluyorsunuz.

Salgın sonrası dönem (Yeni dünya düzeni) ruhsal iyileşme süreci ne kadar sürebilir?

-Bu kişiden kişiye değişebilecek bir süreç. Danışanların en çok sorduğu sorulardan biri de bu: 'Kaç seans gelmem gerekiyor?'. Bilmiyoruz bu tamamen kişilerin tedaviye yanıt sürelerine bağlı olarak değişkenlik gösterir. Kişinin ne kadar çaba gösterdiğiyle doğru orantılı olarak atlatabileceği bir durum olarak bakıyorum. Yeni dünya düzenine ne kadar hızlı adapte olunursa iyileşme süreci de o kadar hızlanır.

Salgın döneminden çocuklar nasıl etkilendi ve ebeveynler nasıl bir yaklaşımda bulunmalı?

-Çocuklar sürekli evde kalması ve sosyalleşememenin verdiği etkiyle daha hırçın daha agresif ve saldırgan bir ruh haline büründüler. Çünkü enerjilerini atabilecekleri bir ortamda bulunmamaya başladılar. Kardeşi olmayan bir çocuğu ele alalım. Aylardır evin içerisinde, yaşıtlarıyla iletişim kuracak ortamı olmayan çocuk gelişimle alakalı bazı şeyleri kaçırıyor.

Ailelerin çocuklara karşı tutumu olayları biraz normalize etmek olmalı. Ebeveyn ne kadar çok panik ve korkusunu yansıtırsa, çocuk da bir o kadar korkar. Ev içerisinde salgın öncesi rutinlere en yakın şekilde yaşamak çocuğa en az zararı verir.

Bu durumu avantaja çevirebiliriz. Ebeveyn ve çocuk normalden daha fazla birlikte zaman geçireceği için ilişkilerini bir hayli güçlendirebilirler.

Bu süreçte Sakarya'da artış gösteren belirli bir psikolojik sorun var mı ?

-Anksiyete bozukluklarının altında panik atağı çok söyleyebilirim. Panik atak pandemi yokken de çok yaygın bir bozukluktu fakat bu süreçte büyük bir artış gösterdi. Eğer panik atak dışında bir sorun söyleyecek olursam yaş grubu yüksek insanlarda depresyon çok görülmeye başlandı.

Kısıtlama ve süreçten hangi yaş grubu daha çok etkilendi?

-Dönem dönem fark etti. Orta yaş grubu pek etkilenmedi çünkü birçoğu çalışmaya devam etti. 65 yaş üstü çok etkilendi. Çünkü bu insanlar daha önce çok dışarı çıkmıyor olsalar bile yasak olduğu zaman kendilerini kısıtlanmış hissettiler. İkinci olarak ise çocuklar diyebilirim. Çünkü çocuklar gelişimlerinin en önemli faktörlerinden biri olan sosyalleşmeden mahrum kaldılar.

Salgın döneminde aile içi anlaşmazlıkların sebebini neye bağlıyorsunuz?

Çoğunlukla kadının evde erkeğin dışarda olduğu bir aile yapısına sahibiz. Çalışma saatleri dışında bile erkeğin işten geldikten sonra yemek yiyip dışarı çıktığı bir düzende yaşanıyordu. Bu dönemde insanlar bir arada vakit geçirmeye başladıkları için anlaşmazlıklar ortaya çıkmaya başladı. Çünkü birbirlerini tanımıyorlar. Normal süreçte yaşam zorlukları ve şartları sebebiyle aile içi sosyalleşme imkanı bulunmuyor. Pandemide daha fazla evde bulunma imkanı olunca ise 20 yıllık eşlerin bile anlaşamadığı ortaya çıkıyor.

Salgın sonrasında psikoloji literatürüne yeni bir kalıp veya terim eklenir mi? Ne gibi değişikliklere sebep olur?

-Aslında var olan fakat kullanılmayan 'online seans' eklenebilir. Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar yaygın değildi. Covid döneminde yapılan araştırmalar şunu gösteriyor: 'yüz yüze yapılan seans ile online seans arasında hiçbir fark yok'.

Sakarya'da danışanlarıma teklif ettiğim bir yöntemdi fakat çok fazla olumlu geri dönüş alamadım. Çünkü insanlar için çok yeni ve alışılmadık bir eylem. Fakat İstanbul vb şehirlerde çok fazla artış gösteren bir uygulama haline geldi.

Literatüre yeni bir hastalık veya yeni bir kelime girer mi emin değilim fakat 'pandeminin insan psikolojisine etkisi' veya 'panik atak tedavisi görmüş bir bireyin pandemi sürecinde nüksetmesi' gibi konular çok fazla ele alınır gibi duruyor.

Son olarak pandemi sürecinde psikolojik desteğe bakış açısı değişti mi?

-İnsanlar evde olduğu süre içerisinde çok daha fazla dizi izlemeye başladılar. Bu dönemde psikoloji konulu diziler ile birlikte terapi odasına gitmek için deli olmak zorunda olunmadığı, terapinin nasıl bir süreç olduğu ya da tek seansla hiçbir problemin çözülemeyeceği fark edildi. Bu dizilerden sonra danışan sayısı arttı. İzleyip merak edip gelenler oldu. Artık insanlar bu süreçle beraber terapiye daha olumlu bakıyorlar.