Radyo Mega Play Radyo Mega Pause
havadurumu 35° Adapazarı
Sabah
04:13
Öğle
13:09
İkindi
17:01
Akşam
20:15
Yatsı
21:48

MAKAM AŞIKLARINA

Kaynak: Adatavır Haber Ajansı
Yazarlar/Köşe Yazısı
01.12.2019
Yazıyı Yazdır
İmtihan içinde olan  insanın, gerçek huzur ve saâdeti; ruhlara ezâ veren pürüzleri bertaraf etmesi ile olabilir._ 
    *Bunun icinde,ulvî duygularla; îman şerefine mütenâsip; güzel bir hayat yaşamalıdır.* 
     _Nefsânî sıfatlardan; arınması şarttır._ 
    _İnsanda,baş olma sevdâsı, makam ve şöhret ihtirâsı; ilk siralarda gelmektedir._ 
      *Mânevî bakımdan terakkî kaydetmek, nefsânî arzuların tasfiyesi ile; gerçekleşir.*  
       _İnsanı,en son ve en zor olarak terk eden nefsânî arzu; makam sevgisi ve baş olma sevdâsıdır._ 
     _Bu çirkin hâl; ucub, kibir, tamah ve hırs gibi pek çok kötü sıfata kaynaklık eden en köklü nefsânî temâyüldür._    _Onun, gönülden sökülüp atılması; pek güçtür._ 
     _Mânevî terbiyede,onun tasfiyesi; en sona kalır._ 
   . *Makam hırsıyla gözü dönen bir kimse, yırtıcı bir hayvandan daha tehlikelidir.* 
     *_Efendimiz (sav):_* 
“  *Mala ve mevkie düşkün bir adamın dînine verdiği zarar, bir koyun sürüsünün içine salıverilmiş iki aç kurdun o sürüye verdiği zarardan daha büyüktür.* ” buyurmuştur. 
(Tirmizî, Zühd, 43
     _Hak dostları, dünyâ servet ve makamlarına duyulan ihtirâsı; bütün kötü huyların kaynağı kabul ederler._ 
    *Ebû Bekir Verrâk Hazretleri:* 
“ _İhlâs sâhibi olmak istiyorsan, önce baş olma sevdâsını; kalbinden çıkar._ 
 _Sonra da, kendini; kimseden üstün görme!_ ” buyurmuştur.
     _Baş olmak, büyük bir mes’ûliyeti mûciptir. İstîdat, kâbiliyet, liyâkat ve kuvvet, kendisinde; bulunmayan ve üstleneceği vazîfeyi; hakkıyla îfâya güç yetiremeyecek olanların, baş olmayı talep etmeleri; son derece mahzurludur._ 
        *Hz.Mevlânâ(k.s):* 
“ *Aslında, lâyık olmadığı yüksek bir mevkie çıkarak; maddî yönden mertebesi yücelen kişi, halkın omzuna yüklenmiş; bir cenâzeye benzer.* 
     *_Böyle kişiler, gerçekte; yüksek bir mevkîde değil, bilâkis; herkesin bir an önce, üzerinden atmak istediği; bir cenâze hâlindedirler."*  buyurmuştur. 
   *Ebû Zer (radıyallâhu anh*), Efendimiz’e:
“  _Yâ Rasûlallâh(sav)!_ 
 _Beni vâli tâyin eder misin?_ ” demiş,
 *Efendimiz (sav):* 
“ *_Ey Ebû Zer!_* 
 *Sen zayıf bir adamsın. İstediğin vazîfe is; büyük bir emânettir* .
 *_Bu emâneti, ehil olarak alan ve üzerine düşeni yapanlar; müstesnâ, aslında bu vazîfe; kıyâmet gününde bir rezillik ve pişmanlıktır"_* buyurmuştur. .
 (Müslim, İmâre, 16)
   *Efendimiz (sav):* 
“ *Şu gök kubbenin altında ve yeryüzünün üstünde, Ebû Zer’den daha doğru sözlü; kimse yoktur* .” buyurmuştur 
 (Tirmizî, Menâkıb, 35) 
      _Buna rağmen ve onun ahlâkını, karakterini, zühde meylini, dünyâya hiç değer vermeyişini iyi bildiği hâlde, onu idâreciliğe tâyin etmemiştir._ 
    *Zîrâ “ahlâkî fazîlet” ile “idârecilik dirâyeti” farklı şeylerdir.* 
    _Nice fazîletli kimseler vardır ki, idârecilik kâbiliyetleri; yoktur._ 
    *Pek çok insan güzel konuşabilir, şahsî hususlarda dikkatli ve muvaffak olabilir.* 
    _İdârecilik, lâyıkıyla îfâ edilmesi; gâyet zor bir emânettir._ 
     *Hz.Ebû Bekir (radıyallâhu anh),* _hilâfet makâmına geçip; halk kendisine bey’at ettikleri vakit, minbere çıkarak:_ 
“  *Ben, hiçbir zaman hilâfet istemedim, ona rağbet etmedim* . 
 *_Gizli ve âşikâr hiçbir şekilde bunu Allâh’tan(c.c) dilemedim._* 
 *Çünkü hilâfette benim rahatım yoktur.*” _demiştir._ 
   _Bir işi hakkıyla îfâ edebilecek dirâyete sâhip olanların da, mes’ûliyetten kaçarak bir kenara çekilmeye ve işleri yüzüstü bırakmaya hakları yoktur._
      *Bir vazîfe; kendisine teklif edilen kimse, liyâkatinden; eminse ve etrafta kendisinden daha ehil biri de yoksa; teklifi kabulden ictinâb edemez.* 
   _Şâyet, ictinâb ederse; vebâlinden kurtulamaz._    
     *Halkın emânetini üstlenmek, yerine göre; bir zarûret hâline gelebilir.* 
     _Mü’mine yakışan da budur._ 
     *Mü’min, örnek yaşayışıyla, güzel ahlâkıyla, ilm-i siyâsetiyle, basîret, firâset, dirâyet ve kâbiliyetiyle, riyâsetin tâlibi değil, matlûbu olabilmelidir.* 
     _Bir makâma tâlip olmadığı hâlde o makâma getirilen ve samîmiyetle gayret gösteren kimselere Allâhu Teâlâ(c.c) yardım eder._ 
    *Bizlere düşen görev, emânetin tevdî edileceği liyâkatli kimseleri en güzel bir şekilde yetiştirmek ve onları uygun mevkîlere tâyin etmektir.* 
     _İdârî bir vazîfe üstlenenler, idâreleri altındaki insanların hazzını, kendi hazzına tercih etmesini bilmelidirler._ 
   *Israrla her şeyi yalnız ben yapayım düşüncesinde olanlar, çabuk yorulurlar, sadırları daralır, görüşleri değişir.* 
   *Bir zaman gelir ki, herkesi küçük görmeye başlar, kibre kapılırlar.* 
   _Gerçek ve olgun idâreciler, şahsî varlıklarından sıyrılarak; kendilerini toplumun huzur ve saâdetine adamışlardır._ 
   *Efendimiz’in(sav)* vefâtından önce son olarak fem-i muhsinlerinden sâdır olan: 
“ *Namaza ve emriniz altındakilerin; hukûkuna riâyet edin!* ” _nebevî tâlimâtına; son derece ehemmiyet vermelidir_ .
    *_İdârî mevkîlerde bulunanlar, nefislerini dâimâ hesâba çekip:_* 
 “   *Acabâ, idârî mes’ûliyetin; ağır şartlarının idrâki içinde miyim,*                            *_yoksa; hubb-i riyâsete kapılıp; rûhumu; zehirlemekte miyim?!_* ” _diye kendilerine sormalıdırlar._ 
 
   *Yüce Rabbîmiz(c.c)!* 
   _En alt kademeden, en üst kademeye kadar; vazîfe üstlenen bütün mü’minleri,_ 
  *nefsin, servet, şehvet, şöhret ve makam sevgisi gibi; şerlerinden muhâfaza buyursun*     
      _Cümlemizi; elinden, dilinden ve gönlünden, Ümmet-i Muhammed’in istifâde ettiği; kullarından eylesin..
Yorumlar 0
Bu habere ilk yorumu siz yapın