Radyo Mega Play Radyo Mega Pause
havadurumu 23° Adapazarı
Sabah
05:50
Öğle
12:47
İkindi
15:41
Akşam
18:10
Yatsı
19:29

İlahi adalette zaman aşımı yoktur

Yahya Bakır’a konuşan İş İnsanı Rahmi Sak; “Toplumsal ve kişisel gelişmenin içerisindeki en büyük engel, benim partimin, benim cemaatimin adamı, benim hemşerim deyip adaletten sapmak, zulmün en aşağılık biçimlerinden biridir.” dedi.

Haberler/GÜNCEL
25.09.2020
Haberi Yazdır
İlahi adalette zaman aşımı yoktur

Yahya Bakır: Rahmi Sak'ı tanımak isteriz. Şehirde aktif bir insansınız, sizi konuk ettiğimiz için memnuniyetimizi dile getiriyoruz.

Rahmi Sak: 18.01.1964 tarihinde sabah ezanı okunurken, evde mahalle ebesi marifetiyle dünyaya geldim. Adapazarı İzmit Caddesi Eğri Sokak’ta dünyaya gözlerimi açtım.

Y.B- Peki Rahmi Bey, İzmit Caddesi’nin Yenicamii civarının Asmaaltı’nın birçok güzelliği var değil mi?

R.S- Tabii ki var. Çocukluğum Arnavut kaldırımlı sokaklarda geçti. Dükkanımız Yenicami’nin hemen yan tarafındaydı, evimize de 200 metre uzaklıktaydı. Çocukluğum bu civarda geçti.

Y.B- Rahmi Bey, özellikle çocukluğunuzda ve gençlik döneminizde hayatınızda kimlerin etkisi oldu? Sizin hümanist bir yapınız var, bu yapının oluşmasında kimler fayda sağladı?

R.S- Bizim sokağımızda yaklaşık 250 metre yakınında bulunan Mustafa Kemal Paşa okulunda ilkokula başladım. Daha sonra bu okulun biraz daha ilerisindeki Ali Dilmen Lisesi’ne devam ettim bu dönemde gençliğin vermiş olduğu heyecanla siyasete yöneldim. Ülkücülükle ilgilendim. Daha sonra duygu ve düşüncelerim değişti.

Y.B- Bu süreçte, şehirdeki insanların davranışları nasıldı? O dönemde insanlar daha güçlü ve daha karakterli bir yapıya sahipti. Fikirleri ve idealleri çerçevesinde yaşam sürüyorlardı şimdi insanlar biraz daha mal mülk peşine düştü ancak o zamanlar mal mülkten daha ziyade görüşler önemliydi. Siz bu düşüncelerin içerisinde nasıl yoğuruldunuz?

R.S- O dönemde ülkemiz ekonomisi, insanların ihtiyaç kültürüne cevap veriyordu. Şimdi ekonomi değişti, insanlar daha çok arzu kültürüne geçiş yaptı. Bizim zamanımızda insanlar çalışıyordu. O zamanlarda çok fazla aktivite yoktu, herkes geçim derdindeydi. Söylediğim gibi o zamanlar gençliğinde vermiş olduğu heyecanla bir dönem siyasetle yoğunlaştım.

Y.B- Yenicami’nin şöyle bir özelliği var; Yenicami sadece bir mahalle olmaktan çok aslında bir semt kültürünü oluşturuyor.  Sizce bu kültür nasıl oluştu, siz bu kültürün neresindeydiniz?

R.S- Bizim iş yerimiz Yenicami’nin hemen yanındaydı. Asma Altı Kahvesi’nin oradaydı. O dönemlerde bir mahalle kültürü hakimdi. Büyükler gençleri kontrol ediyordu, yönlendiriyordu. Tabi nüfusun da çoğalmasıyla bu ortadan kayboldu ve insanlar birbirini tanımaz oldu.

Y.B- Bir abilik kültürü vardı değil mi.  Bu abilik kültürü sizin üzerinizde nasıl etkili oldu?

R.S- Mahallemizde, abilerden çok beni etkileyen bir Osman Amca vardı. Kültür dediğimiz, toplumsal ve tarihsel gelişmeler içerisinde oluşan değerlerdir. Çocuktum ve hemen mahallemizde, komşumuz Osman Amca vardı. Birde eşi Atike Hanım teyze vardı. Onlar geniş bir bahçeye sahipti ve bu bahçede meyve ağaçları vardı. Atike Hanım teyze biz bu meyvelerden aldığımızda bize bağırıp kızardı. Osman amca da o içeri girdiğinde bizi sessizce çağırıp bahçeye alırdı. İkisi de bizim için bir örnek teşkil etmişti. Biz Osman Amca’dan birçok şey öğrendik. İnsanlar şu yaşadığımız hayatta sürekli nefret ve öfke biriktiriyorlar.

Y.B- Sizi tanıyan insanlar bilirler, bir yerde kavga gürültü varsa bir sıkıntı mevcutsa ve Rahmi Sak bu durumda bir görüş bildirecekse en yumuşak, en naif duyguyu belirtir. Sizin bu hoşgörü duygunuz ne şekilde oluştu? Her olaya yumuşak ve sıcak bakmayı nasıl başarıyorsunuz?

R.S- Peygamber efendimizin güzel bir sözü var. Yöneticilere söylüyor ancak bizim de bu sözden bir şeyler almamız gerekir. Peygamber efendimiz; ‘Rıfk ile hareket ediniz’ diyor. Yani yumuşaklıkla hareket ediniz, kabalık ve sertlikle hareket etmeyiniz, kaybeden siz olursunuz diyor. Yaşadığımız olaylar var bunlar bizim süzgecimizden geçiyor ve aslında kültürümüz bu şekilde oluşuyor. Tüm bu davranışlarımız bizim kültürümüzü, insanlığımızı oluşturuyor. Buna Kur'an'dan bir sure ile örnek vereyim; “Kim zerre kadar hayır işlerse karşılığını görecek, kim zerre kadar kötülük yaparsa karşılığını görecek.” diyor. Ben bu şehirde doğdum, büyüdüm bu ayet çok değişik şekillerde karşıma çıktı, maruz kaldığım her durumda bu ayeti hatırladım.

Y.B- Zaman zaman görüyoruz İbn-i Arabi’nin, İbn-i Haldun'un eserlerini okuduğumuzda kaba kuvvetin nezaketi çoğu zaman yendiğini görüyoruz. İnsanlar çoğu zaman yumuşak olmayı, naif olmayı, sakin olmayı, bir kenara bırakıp bana kimse dokunmasın, bana kimse bir şey yapamaz, görüşünü takip ediyorlar. İnsanlar bu davranışı daha çok benimsiyor iyi olmanın kaybettireceğini düşünüyorlar. Sizce iyiler kaybeder mi bu konuda ne düşünüyorsunuz.

R.S- Bunu Kur'an'dan bir sure ile örnek vereyim; “Kim zerre kadar hayır işlerse karşılığını görecek, kim zerre kadar kötülük yaparsa karşılığını görecek.” diyor. Ben bu şehirde doğdum, büyüdüm bu ayet çok değişik şekillerde karşıma çıktı, maruz kaldığım birçok durumda bu ayeti hatırladım.

Y.B- Bazen sahipsiz olduğumuz duygusuna kapılıyoruz. Ezildik, itildik, kakıldık diye düşünüyoruz bu gibi durumlarda ne yapmalıyız?

R.S- Kimi zaman bu gibi duyguların üzerimizde hâkim olduğunu hissedebiliriz. Ancak bu zamanlarda sabır duygumuz daha ağır basmalıdır. Zamanla o sabrın neticesinde her şey olması gerektiği gibi olacaktır. Bazen çok ürkütücü haberler duyuyorum. Geçenlerde bir haber duydum.  Bir kişi, satırla trafikte sorun yaşadığı birini kovalıyor. Bu gerçekten çok enteresan, birbirini tanımayan, daha önce hiç görmemiş insanlar küçücük bir sorunda nasıl bu kadar öfkelenebiliyor, kendini kaybedebiliyorlar. Bir düşünür şöyle söylüyor; “Ortada bir sorun varsa ve bu sorunun taraflarından biri sensen sen, %100 haklı dahi olsan, karşındaki kişi anlayışsız bir insansa acısını çekmek pahasına da olsa sorunu ortadan kaldır.” Bu fedakârlık demektir.

Y.B- Fevri davranmak iki taraf içinde kötü sonuçlar doğurabilir değil mi?

R.S- Tabii ki öyle! İki tarafta çatıştığında ve araya biri girmediğinde taraflar birbirine zarar verebilir. Biri mezara; biri cezaevine gidebilir. Sadece kendilerine zarar vermiyorlar, onları seven insanlara da ailelerine de zarar veriyorlar. Schopenhauer, insanların iki bilinci olduğunu söylüyor. Biri nesnel bilinç; diğeri öznel bilinç. “Öznel bilinç sahibi olan insanlar her şeyi açık şekilde yaşayan insanlardır duygularıyla ani olarak hareket ederler; nesnel bilinç sahibi olan insanlar ise her şeyi düşünerek tartarak ona göre hareket ederler.” diyor. Biz bu bilincimize sohbet ederek, konuşarak, iletişimde bulunarak sahip çıkacağız. Bir de kitap okuyacağız. Benim kırmızı kaplı bir defterim var. Kitap okurken gördüğüm, dikkatimi çeken ders çıkarabileceğim cümleleri, pasajları buraya not ediyorum.

Y.B- Selahaddin Bey’le nereleri ziyaret etmeye gittiniz, nerelere seyahat ettiniz?

R.S- İran seyahatimiz oldu. 1980’li yıllarda bu seyahati yaptık. İstanbul'dan bilet aldım ve oradan İran’a gittik. Orada çok şaşırmıştım sanki Marmaris'e giden bir otobüse binmiş gibiydim. Ancak Doğubayazıt’a gittiğimizde insanlar kıyafetlerini değiştirip yola devam ettiler. Yüce yaratıcının bizden istediği bu değil.

Y.B- İnsanların üzerinde baskı kurarak aslında onlara bir kötülük yapılıyor.

R.S- Aslında onların tanrısı kendisi gibi davranıyorlar. Aamir Kahn bir filmi vardı, orada diyordu ki; iki tane tane var, biri dinin temsilcileri diğeri de tanrının kendisi.

Y.B- Sizin hayatınızda yoksul insanlara karşı bir hassasiyet oluşmuş, garibanlar dediğiniz bir kesim var. O insanlarla ilgili belirli programlarınız ve projelerinizde oldu. Bu garibanlar, sizin hayatınızda nasıl bir yer tutuyor?

R.S- Bu konular çok görünür oldu. Aslında bu konularda biraz görünmez olmak gerekiyor. Sonuç olarak insanız elbette ki hatalarımız eksiklerimiz oluyor ancak bir insana bir canlıya zarar vermek bizim yapmayacağımız bir şeydir. Allah Kur'an-ı Kerim de ferman buyuruyor, birçok yerde yoksullarla ilgili ayetler yer alıyor. Kuran-ı okuyorsun ve ne şekilde davranman gerektiğini anlıyorsun. Bir isim verecek olursam yine Selahattin abinin bu konuda benim üzerimde çok büyük etkileri olmuştur. Cihat Zafer, Fahri Tuna hep beraber oturup, sohbet ederek birçok farkındalığı kendimize aşılıyorduk. Bu dönemde insanlık adına esas duygu yoğunluğumu yaşadım. İnsanların her türlü sorunları ile ilgilenen sadece yiyecek içecek yakacak gibi sorunlarıyla değil, insanların en cılız, en küçük ihtiyaçlarını dahi gözeten insanlardan olmak istedim.

Y.B- Az önce bahsettiğiniz ayeti kelimenin mealinde aslında ne kadar çok hayırlı işlerseniz ne kadar çok şer işlerseniz orada bireysel işlediğimiz günahlardan daha çok ne yapıp ne yapmadığını sorgulanıyor. Bu çok önemli sizin insanlarla ilişkinizi temel olarak bir düşünce oluşturuyor, sizin bireysel olarak yaptıklarınızdan daha çok karşıya bir zarar verdiniz mi; vermediniz mi? bunu sorguluyor.

R.S- Din kişiyi bağlar, ahlaksa toplumu bağlar. Bu tamamen ahlakı ilgilendiren bir durumdur.

Y.B- Biraz da Ali Koka'yı konuşalım. Ali Koka sarayda bulunmuş orada görev yapmış bir insan, bu saray kültürü size yansıdı mı?

R.S- Sarayda çok da uzun bir süre kalmamış. Orada Vardarbaşı olarak görev yapıyormuş. Padişahın geldiğini, buradan geçeceğini bildiriyormuş. Yine sarayda onunla aynı işi yapan bir adam, ona güvercin pisliği içirerek sesinin kısılmasına sebep olmuş. Daha sonra sesi kısılıyor ve Kasımpaşa'da boza işi yapmaya başlıyor. Dedem de Bilecik Pazaryeri'ne geliyor o zaman oradan hepsinin ortak noktası Makedonya Prizren'den gelmiş olmaları ve aralarında bir hısımlık olmasıdır. Rahmetli dedem onun kızı ile evleniyor. Sonra Bilecik’e geliyorlar, işe burada devam ediyorlar ve daha sonrasında da Sakarya'ya geliyorlar. Dört kuşak bu işi yapmaya devam ediyoruz. Boza imalatı senede dört ay yaptığımız bir iş ve bu işi en iyi şekilde yapmaya çalışıyoruz. Yeni ürünler geliştirip yeni ürünler çıkarmayı planlıyoruz.

Y.B- Gıdanın şubesi olmaz gıda şube haline gelmez. Gıda'nın çok sayıda şubesi olduğu zaman lezzetini kaybeder. Siz buna inanıyor musunuz?

R.S- Evet inanıyorum. Bu işi çok fazla yaptığımızda bir kalıcılığı olmaz ve raf ömrünü uzatmaya çalıştığımızda içerisindeki yararlı maddeler ölür. Sadece bir lezzet alırız yararı ortadan kalkar. 15 sene önce şu anki sattığımız malın dört katını satıyorduk ancak çeşitli sebeplerden dolayı biz bunu kendi isteğimizle azalttık. 1934 yılından beri bu işi yapıyoruz ve Ali Koka bozasının bu şehir için çok büyük değerleri var. 100 yıla yakın bir süredir bu işi yapıyoruz.

Y.B- Sosyal ve ticari hayatınızın içerisinde Çark Mesire var. Orada bir dost meclisi bir yaşam alanı oluşturdunuz. Çark Mesire size neler hissettiriyor.

R.S- Çark Mesire tesadüfi şekilde oluştu. Oranın sadece bir park, bir işletme gibi değil de ayrıca bir ruhu olduğunu düşünüyorum. Çark Mesire, dostların çay içmeye geldiği, sohbet ettiği bir atmosfere sahip. Bu kadar kişiye hizmet etmek bir araya getirmek kolay bir iş değil. Rahmetli başbakanımız Necmettin Erbakan şu anki Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan dahi geldi ve bu sohbete katıldı.

Y.B- Hep iyi niyetlerle yola çıktınız değil mi, iyi olayım istediniz bu şekilde davranarak hiç kaybettiğiniz oldu mu?

R.S- Evet tabii ki, oldu. Elegant, mesela buraya ünlü bir aşçı getirdim ancak olmayınca olmuyor. Bir tona yakın sızma zeytin yağı bıraktığımı biliyorum. İmkanlarımı Çark Mesire ’ye aktardım orayı güzel bir yer haline getirmeye çalıştım hatta o dönemlerde bir derginin kapağına dahi çıktık.

Y.B- Yenicamii’de ki o Asmaaltı’nın ruhu ve Selahaddin Bey'in sizdeki oluşturduğu düşünceler size sirayet etti değil mi?

R.S- Selahaddin Bey’in de geldiği, üniversiteden arkadaşlarımızın da olduğu birlikte oturduğumuz, düşünceler paylaştığımız, Birlik Vakfı da benim düşüncelerimin gelişmesinde çok büyük rol oynadı. Üniversitedeki Harun Hocaların, Cemalettin Hocaların, Salih hocaların felsefeci Ramazan Hoca’nın katıldığı Birlik Vakfı benim değişiminde rol oynadı. Bu insanlar Çark Mesire'de çok etkin insanlardı daha sonra 1997 yılında beni de davet ettiler. Burayı al işlet dediler.

Y.B- Birlik Vakfı ve Yenicamii’deki atmosferin ruhunun Çark Mesire’ye nasıl sirayet ettiğini merak ediyorum.

R.S- Selahaddin Bey’in de geldiği, üniversiteden arkadaşlarımızın da olduğu birlikte oturduğumuz, düşünceler paylaştığımız, Birlik Vakfı da benim düşüncelerimin gelişmesinde çok büyük rol oynadı. Birlik Vakfı’nda konuştuğumuz konular, Selahaddin abi, benim hayatımı 180 derece değiştirdi. Düşüncelerimi farklı yönlere çevirdi. Bizim oturduğumuz insanların arasında farklı görüşlerden birçok insan vardı.

Y.B- Bu kadar farklı düşüncelere sahip insanlarla bir arada oturmayı ve bu kadar uzun yıllar sürdürmeye başardınız?

R.S- Gerçekten kolay bir şey değil. Daha önce dediğim gibi öznel bilince sahip insanlar hayatımızda daima karşımıza çıkıyor ve bu insanlarla uğraşmak gerçekten çok zor. 1994 yılında başladı ve hala devam ediyor. İnsanlar kendilerini aşıp zihinlerini yükseltemiyorlar.

Y.B- İnsanların kendilerini aşıp zihinlerini yükseltememeleri ne anlama geliyor?

R.S- Şu anlama geliyor; Albert Einstein'ın da dediği gibi önyargıları parçalamak atomu parçalamaktan daha zordur. Bu özgürleşememek demektir. İnsanlar farklı farklı şeyler söyleyecek, kabalık ve sertlik olmadan dile getirecek, özgürce istediğini söyleyecek ki hakikatte yıldırım ortaya çıkacak.

Y.B- Konuşabilmek meselesi çok kıymetli, biz konuşmanın değerinin farkına varmaya çalışıyoruz. Herkes fikirlerini itmeden kakmadan bir birbirine zarar vermeden dile getirsinler, istiyoruz. Kitaplarla aranız çok iyi kendinize kitap seansları kitap kürleri uyguluyorsunuz. En son okuduğunuz kitap nedir?

R.S- Son okuduğum kitap Hitler'in Filozofları. Bu sene üç beş gün eve kapanıp sadece kitap okudum.  Bu sürede Kemal Sayar'a takıldım. “Dünyaya Geldim Gitmeye” ve “Aşk İle Anı Seyretmek” kitaplarını okudum. Bir de “Dervişin Teselli Koleksiyonu” var, Mecit Ömür Öztürk'e ait bir kitap.

Y.B- Peki yabancı eserlerden örnekler verir misiniz?

R.S- Amin Maalouf, “Uygarlıkların Batışı”, Daron Acemoğlu James A. Robinson “Dar Koridor”, Bu kitap bana biraz ağır geldi. Felsefi öğeler barındırıyor. Genelde felsefi kitaplar okurken araya roman şiir kitapları katıyorum. Bir de Abdurrahman Azzam’ın “Peygamberimizin Örnek Ahlak’ı” eseri okunması gereken kitaplardan biridir.

Y.B- Özellikle boş zamanınızda ne yapıyorsunuz sorusuna, kitap okuyorum film izliyorum gibi cevaplar gelir ancak siz kitap okumak için dolu bir zaman oluşturuyorsunuz.

R.S- Kitap okumayı, özel bir zaman olmak üzere değerlendiriyorum. Biz genelde Sait Tanış Kültür Merkezi'nde oturuyoruz. Sağ olsun Şadi Tanış kardeşimiz böyle bir imkân sundu. Orada kitap okumaya imkân dahi yok gazete bile okuyamıyoruz çünkü birçok insan oraya geliyor ve muhabbet ortamı oluşuyor.

Y.B- Kitap boş zamanlarda mı okunur?

R.S- Kitap her zamanda okunur. Gördüğünüz gibi yabancılar yolda yürürken dahi kitap okuyor. Metroda istasyonda her yerde kitap okunur. Kitap okumak çok önemlidir. En büyük hazinem kırmızı kaplı defterim. İçerisinde okuduğum kitaplara ait notlar biriktiriyorum.

Y.B- Önünüzde duran kırmızı kaplı defterin herhangi bir sayfasını rastgele açıp neler yazdığına bakabilir miyiz?

R.S- Tabii ki de bakabiliriz. Bu sayfada; “Nefsinizi terk edin, size verilen kabı alın, balı ve acısıyla, nasıl gelirse öyle. Tanrı'yı kalbinize gömün. Ruhunuzu O'nda mumyalayın, içinizde Kutsal Ruh için bir mabed yapın; amel-i salihe gayret edin, başkalarını daha iyi, daha mutlu kılın.” Okuduğum bir kitaptan alıntı yapmışım. "Sevdikleri tarafından bile yanlış anlaşılmak hayatın garip cilvesidir." "Kötülüğe Katılmamak kutsal bir görevdir." “Dünyada ki hiçbir güç kalplerinde özgürlüğü yakalamış insanların istemedikleri halde selam durmalarını zorlayamazlar" "Şartlar gerçekleri açıkça söylemeyi gerektirdiğinde sessiz kalmak korkaklıktır gerçek olan kenara bir servet yığmanın dürüstlüğe sığmayacağıdır." "Hayatın asıl amacı dikkate alındığında bir yoksulluk içinde yaşamak aslında en sınırsız servete sahip olmaktır." "Lüks Yiyecek ve içecekler bizi kötü hastalıklardan korumadığı gibi bedenimizin sağlıklı kalmasını da sağlayamaz doğal olmayan zenginliklere sahip olmak zaten taşmak üzere olan bir şişeye su eklemek kadar gereksizdir." “İmkanından fazla hevesi olan sonunda rezil oluyor.”

Y.B- Gördüğüm kadarıyla defterinizde en çok yer tutan adaletle ilgili kısımlar. Oradan da biraz okur musunuz?

R.S- Adalet ve merhamet bu ikisi olmazsa olmaz bir de insanlar gerçeği ihlal etmeyecek. Adaletle ilgili epey bir not aldım. Aristoteles diyor ki; "Adalet kendisine ulaşılmasını isteyen bir erdemdir. Ayrıca bu erdem, diğer insanlarla da ilişkileri düzenlediği için en önemli erdemdir. Adalet bütün erdemleri kendisinde toplar." Milattan önce yaşamış bir düşünür, devletin temeli adalettir, diyor. Halk ancak adalet içerisinde rahat eder adil olan adaletli olanın ne olduğunu söyleyebilmektir. Yine güzel bir söz, "Devletin gelişmesi de yıkılması da o devletin yönetenlerin ve yargıçların elindedir. Yöneticilerin para tutkusuna yenik düşmeleri ve tarafsızlığını yitirmesi durumunda adaletten eser kalmaz. Oysaki toplumu bir arada tutan en temel güç adalettir."

Y.B-Muhteşem sözler tüm bunlar bir kitaptan değil mi?

R.S- Evet benim kitap okurken aldığım küçük notlar. Defterimin bu kısmında özgürlükle ilgili dikkatimi çeken cümleleri not ediyorum. Ayrıca bölümlere ayırdım karakterle ilgili cümlelere siyasetle ilgili cümleleri adaletle ilgili cümlelere bu şekilde yer veriyorum.  Siyasetle ilgili bölümden de bir şeyler okuyayım. "Egoizmin verdiği sarhoşluk güçlünün verdiği çılgınca partiler gibidir.” “İktidar, mutlak iktidarın ulaşabileceği yegane güç olan dehaya hakaret ederek aptalca işleri zaferle taçlandırmaya kalkarak gücünü kanıtlamaya çabalar." Max Weber'in siyasetle ilgili bir sözü. Bir diğer notum "Haset yapan kişiye ülküsel ya da bencil başka amaçlara bir hizmet etmenin amacı olarak erk elde etmeye çalışıp erkeğin vermiş olduğu saygınlık duygusunun tadını çıkarmaya çabalar." Millet ile şiddet arasındaki ilişki özellikle içli dışlıdır. Devlet şiddet kullanma hakkını biricik kaynağı sayar.” Max Weber' in sözleri...

Y.B- Bu defteri ne zamandır tutuyorsunuz burada yazan cümleler sizin hayatınıza ışık ediyor mu?

R.S- Defteri 20 yıldan fazla bir süredir tutuyorum.

Y.B- Her ay bir kitap okuyabiliyor musunuz?

R.S- Her ay bir kitap okuyamıyorum ancak bazen kitap okumak için kapanıyorum ve bir haftada birkaç kitap bitirebiliyorum. Çok fazla insanlarla iç içe olduğum için dış güçlerin etkisinde kaldığım için kendime çok fazla vakit ayıramıyorum. Söylediğim gibi; hep birlikte oturduğumuz bir yer var. Buraya arkadaşlarımız geliyor. Gaga Erol geliyor, Erol Girişken onun geldiğini görünce ya ne güzel diyorum. Şadi Tanış geliyor bazen ne güzel diyorum oturup sohbet edeceğiz hümanist insanlar diyorum ancak her zaman böyle güzel insanlara maruz kalmıyoruz. Bazen kötü enerjili insanlara da maruz kalıyoruz. Bu gibi durumlarda insanların kötü enerjisi bana da yansıyor ve beni de düşürüyor.

Y.B- İnsanlar vardır ki ne kapısına gidersiniz ne de onunla sohbet etmek istersiniz ne derdinizi sıkıntınızı anlatırsınız. Bu tarz insanlardan uzak durursunuz ama siz böyle bir insan değilsiniz siz herkese kapılarını açan birisiniz. Onlar size gelseler dertlerini anlatmaya çalıştılar siz herkesi dinlersiniz. Bunu bir hayat felsefesi olarak mı belirlediniz?

R.S- Felsefeden çok bu bir kültürdür. Dediğim gibi başta da anlattığım üzere toplumumuzda gördüğümüz ve bize işlemiş bir davranıştır bu bizde de kültür olarak kendini dışarı vurur.

Y.B- Her şeyin sahibi olmayı iddia etmek, her makamı, her gücün sahibi olmayı istemek, her şeyin bildiğini iddia etmek, tüm bunlar insanın ruhunu karartacak şeyler mi?

R.S- Şöyle söyleyeyim, imkanından fazla hevesi olan sonunda rezil oluyor. Mütevazi olmak gerekir mütevaziliği insan yaşamının ortasına koymak gerekir böyle yaşandığı zaman toplumda huzur oluşur. Mütevazi olan cömert olur, cömert olan merhametli olur. Merhametli olan Allah'ın yarattığı her türlü mahlukata karşı hizmette olur. Gerçekten mütevazi olmak için yapmak gerekir. İçine bir riya ya da kibir girmemelidir.

Y.B- Selahaddin abinin güzel ahlakla ilgili bir sözü var hatırlıyor musunuz?

R.S- “Hiçbir kalbe kapısı kırılarak girilmez; Ahlak ve zarafet bütün gönül gümrüklerinde geçerli pasaporttur.” Ve zarafet diyor bak zarafet Allah hepimizi bir zarafet içerisinde yaratmış bize de düşen bu zarafete uygun yaşamaktır. Buna göre yaşamamız gerekmektedir, bunun içerisinde şefkat, merhamet, zarafet estetik her şey vardır.

Y.B-Bir de sizin minimalist yaşama karşı duyarlılığınız göze çarpıyor.

R.S- Evet bu da yaşayış tarzından meydana geliyor, yine toplumun bendeki etkilerinden biridir.  Bir bilge, “Ekonomik durumu ne olursa olsun ihtiyaçlarını en az seviyeye indirip kendisini o şekilde yaşamaya alıştırabilmiş insanlar, toplumun en mutlu en huzurlu insanlarıdır.” diyor

Y.B- Bir de sizin çok sevdiğiniz zaman zaman bahsettiğiniz “Adam Olmak” şiiri var. O şiiri okuduğunuzda ne anımsıyorsunuz?

R.S- Nobel ödüllü yazar Rudyard KIPLING’in “Adam Olmak” şiirini birde buradan okuyayım.

Çevrende herkes şaşırsa bunu da senden bilse

Sen aklı başında kalabilirsen eğer

Herkes senden kuşku duyarken hem kuşkuya yer bırakır

Hem kendine güvenebilirsen eğer

Bekleyebilirsen usanmadan

Yalanla karşılık vermezsen yalana

Kendini evliya sanmadan

Kin tutmayabilirsen kin tutana

Düşlere kapılmadan düş kurabilir

Yolunu saptırmadan düşünebilirsen eğer

Ne kazandım diye sevinir ne yıkıldım diye yerinir

İkisine de vermeyebilirsen değer

Söylediğin gerçeği eğip büken düzenbaz

Kandırabilir diye safları dert edinmezsen

Ömür verdiğin işler bozulsa da yılmaz

Koyulabilirsen işe yeniden

Döküp ortaya varını yoğunu

Bir yazı-turada yitirsen bile

Yitirdiklerini dolamaksızın dile

Baştan tutabilirsen yolunu

Yüreğine sinirine dayan diyecek

Direncinden başka şeyin kalmasa da

Herkesin bırakıp gittiği noktada

Sen dayanabilirsen tek

 

Herkesle düşüp kalkar erdemli kalabilirsen

Unutmayabilirsen halkı krallarla gezerken

Dost da düşman da incitemezse seni

Ne küçümser ne de büyültürsen çevreni

Her saatin her dakikasına

Emeğini katarsan hakçasına

Her şeyiyle dünya önüne serilir

Üstelik oğlum adam oldun demektir.

Y.B- Sizce insan insana hizmet eder mi, etmeli mi?

R.S- Aslında en yüce şey insana hizmet etmek. Siyasetçilerin işi gerçekten çok zor, siyasetçi olmak, buna karar vermek dahi gerçekten çok zordur. Hırs sahibi insanlar var ki onlar direkt ben olacağım, diyor. Halbuki toplumun seni göstermesi, şu kişi olsun demesi gerekir. Bakacak, görecek, değerlendirecek ve seni seçecek asıl idareci olmak bu şekilde gerçekleşmelidir. Toplumsal ve kişisel gelişmenin içerisindeki en büyük engel, benim partimin, benim cemaatimin adamı, benim hemşerim deyip adaletten sapmak, zulmün en aşağılık biçimlerinden biridir. Neden? Yunus Emre’nin bir ben var benden öte benden içeri dediği o içerideki ben, hayatın boyunca kötü bir şey yapanın yakasını bırakmayacaktır. Dolayısıyla becerebildiğimiz kadarıyla iyilik yapmak ne kadar güzel. Sivil toplum kuruluşlarında da aynı şekilde bir koltuğa oturuyorlar ve yıllarca sürüyor. Bir kalkın! Yeni yetişen, yeni gelen gençlere ön açın!

Y.B- Çok teşekkür ederiz! Rahmi Bey, ağzınıza, yüreğinize sağlık katıldığınız için çok teşekkür ediyoruz. İyi ki varsınız.

R.S-Ben teşekkür ederim

https://www.youtube.com/channel/UCSufWlcrnTnTZHYqFTUvTLw
Yorumlar 0
Bu habere ilk yorumu siz yapın