Radyo Mega Play Radyo Mega Pause
havadurumu 35° Adapazarı
Sabah
04:13
Öğle
13:09
İkindi
17:01
Akşam
20:15
Yatsı
21:48

AYASOFYA

Kaynak: Adatavır Haber Ajansı
Yazarlar/Köşe Yazısı
25.07.2020
Yazıyı Yazdır

86 yıllık bir özlemin ardından Ayasofya’nın yeniden ibadete açılması muhteşem bir duygu. Elbette tarihle pek alakasız tiplerin kendi frekanslarındaki yayın organlarının ağzına bakarak farklı düşünmelerini anlayabiliyorum. Bazılarının da bunu siyasi rant meselesi haline dönüştürdüklerini anlayabildiğimiz gibi.

2005 yılının Ekim ayında bir İstanbul seyahatimiz sırasında İkindi namazını eda etmek üzere Sultan Ahmet Camiine gitmiştim. Namaz çıkışı hem vakit geçirmek hem de gezme amacıyla Ayasofya’ya da uğramış bilet alarak içeride girmiştik. Ayasofya’da tadilat vardı ve her taraf demir iskeletler ile doluydu. Bu arada 25-30 civarında tur arabalarıyla gelen yabancı turist kafileleri de periyodik olarak içeri giriyor, dışarı çıkıyor, bir hareketlilik mevcut idi. Kalabalıktan fazla kalamayarak hemen bir tur atarak dışarı çıkıp tur otobüslerinin park ettiği yerde bulunan banklardan birine oturup dinleniyordum. Ayasofya’dan çıkanların yüzlerindeki öfkeyi ve intikamı her ne kadar onların dilini bilmesem de hissetmemek mümkün değildi.

Bu şekilde bankta oturup ziyaretten çıkanların yüz ifadelerine bakıp etrafı seyrederken birden turdan çıkan kafilede bir tartışma sesi belirdi ve bakışlarımı gayri ihtiyari o yöne çevirdim. Daha sonra anladım ki Türk olan turist rehberi bunları gezdirir iken Ayasofya Camii tabirini kullanmış birkaç kez. Meğerse bunlar, Ayasofya Cami değil Kilise diyerek rehberle bunun için tartışıyorlarmış. Bir süre takip ettikten sonra rehberin yanına giderek söylediklerimi tercüme etmesini istedim. Kalabalığın yoğun baskısı ve tartışmalardan bunalan rehber tamam ağbi diyerek teklifimi kabul etti.

Daha sonra rehberi yanıma alıp kafilenin bulunduğu taraftaki bankın üzerine çıkarak, bu arada üzerimde takım elbise kravat olduğu için beni görevli biri olduğumu zannetmiş olmalılar ki kafileye yanıma gelmelerini söyledim ve hepsi de geldi.  Bu toprakların 1453 yılından itibaren uzun ve çetin bir mücadele sonrası birçok şehit kanıyla bedel ödenerek Türk yurdu olduğunu anlatmaya başladım. Gerek ses tonum gerekse yüz ifadelerimdeki sertlik bunları biraz korkutsa da en son şu cümleyi söyledim. Ayasofya Türk’ün kılıç hakkıdır. Ancak sizde kan dökerek ve bedel ödeyerek burayı bizden geri alarak kiliseye çevirebilirsiniz...

Hiç kimse lafı eveleyip gevelemesin. Ayasofya Türk’ün kılıç hakkıdır. Bu böyle biline ve böyle kabullenile…

Yorumlar 0
Bu habere ilk yorumu siz yapın