http://gmh.com.tr/2019/10/30/grup-merkez-hasar-sakarya-bolge-mudurlugu/
Radyo Mega Play Radyo Mega Pause
havadurumu 24° Adapazarı
Sabah
06:12
Öğle
12:48
İkindi
15:23
Akşam
17:47
Yatsı
19:09

Kimler geldi kimler geçti

Kaynak: Adatavır Haber Ajansı
Yazarlar/Köşe Yazısı
19.11.2018
Yazıyı Yazdır
-Çık ! dedi Ayfer, -çık bahçemizden
-Bahçe sizin değil ! dedim
-Bizim
-Hayır !dedim, devletin
-Tapusunu göster o zaman! 
-Tapusu devlette! dedi...
Yazıklar olsun dedim içimden, bir de seninle kan kardeşiz,Nereden okumuştum şu Ömer Seyfettin’ i de kan kardeşi olmuştum bu cadıyla!
 
Bir hikayesinde iki arkadaş kan kardeşi olurlar, kuduz köpek kovalayınca kahramanımız kan kardeşini korumak için köpekle boğuşur. Hah işte o hikayedeki gibi koruyabilirdim Ayfer seni ama üzgünüm. Bitti...
Güzel güzel oynarken neden nasıl bu hale gelmiştik anlamamıştım. Sır ağacımızda  Kaya Amcanın verdiği gazozu paylaşmış, “kemancııı başımın tacııı”nı söylemiş,
ikindi güneşi alıp başını gidince ayazdan üşümüş , Ayferlerin apartmana sığınmıştık. Ayten teyze Tamer Amca için yaptığı büzme tatlıdan ikram etmişti. Aylin Abla içeride müzik dinliyordu. 
 
Döndürsene beni senin yoluna
Kahreden dünyamda sürünüyorum
Huzursuz geceler korkulu düşler
Bakta gör halimi sürünüyorum
 
Galiba kavga buradan çıktı. Da’dan evet. Ben “da “ayrı yazılacak diyordum Ayfer bitişik diyordu. Sonuç, ben bahçeden kovuldum! 
 
Boz o zaman dedim. Sağ elimin işaret parmağıyla orta parmağımı birbirine düğümleyip dudaklarımı da büzüp boz o zaman dedim. Hiç gözünü kırpmadan açıverdi parmaklarımı hem de acıtarak. 
Artık kan kardeşi değildik, sırdaş değildik, arkadaş değildik. Artık hiç  bir şeydik! 
Arkamı dönüp sert adımlarla çıktım bahçelerinden. Bakıyor mu arkamdan  meraktan ölüyordum ama dönüp bakmadım. Ona bu zevki tattırmayacaktım. Onurumu yerler altına almayacaktım! Eve gidip babamın kıymetli evrakını sakladığı dolaptan bizim tapuyu  bulmalıydım. 
Bulamadım tabii. Akşam yemekten sonra babama baba bu ev kimin? diye sordum
-Devletin dedi...
-Neden bize verdi ? 
-Vermedi, geçici bir süre görevimiz olduğu için oturuyoruz. 
-Kiracı mıyız? 
-Sayılır. Devletin lojmanı bunlar. Az da olsa para veriyoruz. 
-Ne kadar veriyoruz? 
-Boş ver sen. 
-Senin maaşın ne kadar baba? 
-Babaların maaşı söylenmez. Sakın arkadaşlarına da sorma...
Hmmm. Babam maaşını söylemek istemiyor. Çok almıyor galiba, alsaydı arabamız olurdu. Şöyle fıstık yeşili , Zafer Amca’nınki gibi bir ...neydi o... Murat 131.  Hah işte ondan  olsaydı, bayramlarda binip gitseydik Ankara ‘ya. Esen Amcanın sütlü kahve 124 ü, Nuri Amcanın petrol yeşili arabası da olurdu. Offff offff. Gençlik Parkına onunla götürse babam, oradan Kuğuluya..
O zaman ben büyüyünce ilk maaşımla araba alayım. Eee kooperatife de girmek lazım. Neyse evin acelesi yok araba daha önemli. Ayfer’le de gezeriz hem. 
Ahhh ahhh Ayfer’le de küsüz. 
***
O gün okulda yerli malı vardı. Gülsen öğretmenimiz evden yiyecek getirin demişti. Anneme söyledim pek oralı olmadı. Babama söyledim, fındık, kuru kayısı, mandalina götür dedi. Peki. Tam evden çıkarken nereden geldiyse aklıma , şekerlikten naneli mevlit şekerlerinden de attım poşete. 
Sınıfta sıraların üstü çeşit çeşit yiyecekle doluydu. Kurabiyeler, kekler, elma, mandalina. Benim naneli şekerlerin kokusu da sarmıştı sınıfı. Ayfer’le ayrı kümelerdeydik. Hiç konuşmuyorduk. Beni hayatından çıkaran biriyle konuşacak kadar gurursuz değildim kuzum! ( Belgin Doruk demişti bir filmde) 
Hepimiz birbirimizden yiyecek alışverişi yapıyorduk,  öğretmenimiz memnuniyetle bizi seyrediyordu ki beni yanına çağırdı ve 
-Söyle bakalım baban nerede çalışıyor? dedi. Allah Allah, zaten biliyor üstelik komşuyuz neden sordu ki? 
İtiraz etmeden cevapladım
- Farbikada! 
Güldü, naylon de bakalım - Laylon! 
Hayriye öğretmenle gülüştüler, saçlarımı sevdiler, yerime geçtim. Neden sormuştu ki, farbika işte! Neyse şuradan bir de kek alayım. 
Ben keki ısırdım kapı tıkladı. Bir elinde kese kağıdı, bir elinde okul çantasıyla bir teyze içeri girdi. Yüreğiniz hopladı değil mi? Annesinin yine böyle sınıftan içeri girip ölüm haberini verdiği Bayram’ ı hatırladınız değil mi? Allahtan 
Hatice de yanındaydı ve koşarak kümesine oturdu. Annesi kese kağıdını ve çantayı sıraya bırakıp -herkese ver kızım- deyip geri geri çıktı sınıftan. 
Hatice ‘nin yanakları kıpkırmızı. Annesi ne kadar uzun boyluysa Hatice o kadar kısa, annesi ne kadar soluk benizliyse kızı o kadar gürbüz. Koparın dalından iki elmayı,  koyun Hatice’nin yüzüne. İşte öyle al al. Hatice ‘nin saçları upuzun. Ortadan ikiye ince dişli tarakla taranmış, yanlardan iki örgü yapılmış. Uçlarında beyaz lastik düğümlü. Saydımdı bir gün tam on bir örük! Benim asla yapamayacağım bir şey. Kıskanmıyorum sadece imreniyorum. 
İşte elma yanaklı, on bir örüklü, gürbüz Hatice , kese kağıdını yırtarak açtı. Paket vıcık vıcık yağ olduğu için kendiliğinden dağıldı zaten ve... O da ne? Hamsi! Evet evet hamsi hem de kızarmış. Sınıftan benim nane şekerlerimin kokusu gitmiş, hırçın Karadeniz’in azgın dalgalarıyla mücadele eden balıkçıların ağlarına takılan hamsilerin kokusu okulu sarmıştı. Öğretmenimiz şaşkın, biz şaşkın. Hatice kolları sıvamış bir yandan çıtır çıtır hamsi yiyor, mısır ekmeğini katık ediyor bir yandan da bize ikram ediyordu. Yerli malı kutlaması için bundan daha yaratıcı bir fikir olamazdı. Annesi neden hamsi getirmişti , biz neden yemiyorduk o gün çok düşünmedim. Yıllar sonra anladım ve oturup ellerimle o hamsiden yemediğime , Hatice’yi yalnız bıraktığıma kahrettim. Artan hamsiler ne oldu bilmiyorum ama Hatice yemeği bitince koşarak okulun bahçesindeki çeşmede elini ağzını yıkadıktan sonra tahtaya çıkıp bir de türkü söyledi.
-Çayelunden öteyi gidelum yali yali gidelum ya ! 
Aç beyaz peştemali bir göreyum yüzuni  yu! 
Aaa biliyorum ben bu türküyü, radyoda çıkar hep Kamil Sönmez’le  bir teyze söyler. 
Bütün  sınıf sıralara vura vura eşlik ediyoruz Hatice’ye. Biz de çıkıyoruz tahtaya. Hep beraber yeni şarkıya geçiyoruz. Hatice ‘yi kime benzettiğimi buldum: Adile Naşit! 
 
Gençlik başımda duman 
İlk aşkım ilk heyecan
Kovaladıkça kaçan ateşböceği 
 misin? 
Hatice ortada biz yanlarda kahkahalarla söylüyoruz; aaa  bir baktım Ayfer’ le elele delisini söylüyoruz. Biz ne zaman barıştık deli kız! Biz seninle küsüz, bırak elimi! demedim tabii. Neden diyeyim ki, arkadaşımı seviyorum. Bir yazım yanlışı için kan kardeşimden vaz geçecek değildim elbet! 
Çocukluk böyledir işte. Neden küstün neden barıştın önemli değildir. Önemli olan o an’ı sevgiyle coşkuyla yaşamaktır. Affetmek de en kolay şeydir . ( De ayrı! ) 
 
Ahhh kalbim 
Ben senden çok çektim 
Söyle nedir bu halin? 
Delisin delisin! 
 
***
Kimler geldi kimler geçti değil mi şu hayatımızdan ve onların hiç biri çocukluğumuzdaki kahramanlarımız  kadar sevilmedi! 
Ayfer’le defalarca küsüp barıştık ama hala en yakın arkadaşım. Film gibi bir hayatı var, bir gün izin verirse onu da yazarım. 
Hatice... Ahh hamsi kokulu, örgülü, elma yanaklım Hatice’m . İlkokuldan sonra hiç görmedim. Çok güzelleşmiş Türkan Şoray’ a benzemiştir . 
Yıllardır balıkçı tezgahlarının önünde dikilir ve birini beklerim. Hatice’yi! 
Gelir, -ver şuradan üç kilo hamsi -der -ayıklayamam yenge- diye terslenirse balıkçı, -tamam ben ayıklarım -der elma yanaklı, örgüleri eşarbından  sarkmış bir kadın...Aa Hatice tanımadın mı derim, sarılırız, iki oğlu da askerdedir, kızı evlenmiş doğum yapmış. Kocası emekli olmuş çoktan, tanırmışım  ben de, muhtarın oğluymuş! Tanımasam da - heee bildim- derim. Seni mi kırarım Hatice’m. Pazarın sonuna kadar kolkola yürürüz. Arkasından bakarım uzun uzun...
Henüz gelmedi karşılaşmadık. 
Olsun. Kalbimde...
Çocukluğumun bütün kahramanları, kalbimdesiniz...
Yorumlar 0
Bu habere ilk yorumu siz yapın