https://www.littlecaesars.com.tr/
Radyo Mega Play Radyo Mega Pause
havadurumu 19° Adapazarı
Sabah
05:31
Öğle
13:11
İkindi
16:35
Akşam
19:16
Yatsı
20:36
BORSA 90542 % -3,42
DOLAR 5,59 % -0,79
EURO 6,38 % -0,42
ALTIN 221 % 0,15

'Taklitten öteye geçmeliyiz'

Sakarya Üniversitesi İdeal Gençlik Öğrenci Topluluğu ve MTTB Sakarya Şubesi tarafından ortaklaşa düzenlenen “Tarih ve Medeniyet Akademisi” etkinlikleri başladı.

Haberler/YAŞAM
14.03.2019
Haberi Yazdır
'Taklitten öteye geçmeliyiz'

Sakarya Üniversitesi İdeal Gençlik Öğrenci Topluluğu ve MTTB Sakarya Şubesi tarafından ortaklaşa düzenlenen “Tarih ve Medeniyet Akademisi” etkinlikleri başladı. SAÜ Kültür ve Kongre Merkezinde bu kapsamda düzenlenen “Yeni Türkiye`nin Kültürel Vizyonu” konulu konferansa eski Sakarya Milletvekili Mustafa İsen konuşmacı olarak katıldı.

Konuşmasında ‘medeniyet’ ve ‘yeniden bir medeniyet kurulabilir mi?’ kavramları üzerinde duran İsen, tarih ve medeniyeti oluşturan kültürün soyut ve anlaşılması zor bir kavram olduğunu söyledi. Kültürel unsurların aslında tüm toplumlarda temel olarak benzer şekillerde var olduğunu belirten İsen, önemli olanın bu unsurların bütün dünyanın ilgi duyduğu çerçeveye taşınması olduğunu vurguladı. İsen, “Yapıp ettiğimiz şeyler dünyanın birçok ülkesi tarafından takip edilen, taklit edilen ve beğenilen bir nitelik taşırsa, o toplumların faaliyetleri de yaşama biçimleri de yarıdan fazla o uygarlığa ait tanıma doğru gidebilirse, o zaman medeniyete isim verebiliriz. Batı medeniyetinin, Çin medeniyetinin yemek ya da kılık kıyafet gibi dünyaca bilinen bazı unsurları bu kapsamda değerlendirilebilir” dedi. Çin ve Hindistan gibi doğu medeniyetinin temsilcilerinin günümüzde yükseliş gösterdiğini belirten İsen, “Medeniyet, tarihin başlangıcından beri bir dönüşüm içinde olmuştur. Toplumumuzun da yeniden bir medeniyet oluşturabileceğine inanıyorum” diye konuştu.

“Zihniyet bölünmesi var”
Türkiye’de cumhuriyetin kuruluşundan sonra yeni bir anlayış ortaya çıktığına işaret eden İsen, “Türk aydınlarının her birisinin yeni bir reçetesi vardır. Bu yeni reçeteyle toplumun süratle ayağa kalkacağını söylerler. Örneğin Ziya Gökalp Türkçülük, Mehmet Akif Ersoy ise İslamcılık ile bunun hallolacağını söyler. ‘Mevcut uygarlık bizi bu noktaya getirdi, şimdi tıkandık, buradan yeni bir çıkış yolu bulmak zorundayız’ dediler. Türk edebiyatında 1970’lere kadar yazılan romanların neredeyse tamamı Doğu ve Batı meselesini işler. Bütün bu süreç çerçevesinde bunun bir mutabakata doğru gittiğini söyleyemem. Siyaseten bölünmüşlük biraz buzdağının görünen yüzüdür. Buzdağının altında aslında zihniyet bölünmesi var” şeklinde konuştu.

Toplumsal yapının geçmişteki travmalardan arınarak daha klasik Batıcı bir anlayış üzerinden inşa edilmek istendiğini ifade eden İsen, şöyle devam etti:
“Anadolu’da bir söz vardır; ‘Çala çala bir havaya girecek.’ Şu an bir kakofoni var, ama giderek bir havaya doğru dönüşüyor. 1970’li yıllara kadar konservatuvarlarda Klasik Türk Müziği öğretilmedi. 1960’lı yıllardan sonra ancak Türkiye’de cesur bazı hareketler ortaya çıktı. Bu toplumda Itri, Dede Efendi, Mimar Sinan gibi isimlerin de var olduğu, önce cılız, daha sonra sesli olarak dile getirildi.”

“Taklit noktasında kalamayız”
Gelenekçi sanatların toplumsal hafızanın yeniden diriltilmesi açısından önemli bir işlevi olacağını vurgulayan İsen, “Belediyelerimiz, üniversitelerimiz geleneksel işler yapılan kurslar açmaya başladılar. Herkes geleneği müthiş bir biçimde taklit etmeye başladı. ‘Taklitten tahkike (düşünme ve araştırma) ermek’ sözü var. Şu anda bulunduğumuz nokta taklittir. Bu noktada kalamayız. Bu bizim sorunlarımız çözmeye yetmez. Milletlerin ömrüyle insanların ömrü denk değildir. Bir insanın ortalama 80 yıl olan ömrü, milletlerin tarihinde bebeklik dönemi gibidir. Bunun üç-dört katı ancak insan ömrüne denk gelebilir. O mayalanma dediğimiz şey ancak bu kadar süreçte oluşabilir. Bu yüzden karşılığını ancak gelecek nesiller görme imkânına sahip olacaklar” şeklinde konuştu.

Kültürün ve medeniyetin işletilmesinin de tartışılması gerektiğine dikkat çeken İsen, “Faşist ve Marksist yönetimler, kültürü belli bir program dâhilinde devlet kontrolünde yürütürler. Onlara göre devlet sanatı hem destekler, hem de icra eder. Oysa demokratik ülkelerde tam tersi, tam sivil bir anlayış vardır. Üçüncü bir yol olarak bence devlet ortamı hazırlamalı, desteği vermeli, ama bizatihi icra faaliyetinde bulunmamalıdır” ifadelerini kullandı.

Yorumlar 0
Bu habere ilk yorumu siz yapın